Pazar günleri, gerçekle hayalin arasındaki perdenin inceldiği, dıştan ziyade için imarı ile uğraşılan; durgun akan bir nehrin aheste hareketi gibi, ruhun, zaman içinde aktığı günlerdi. Kah geleceğin planlandığı, kah geçmişin hatıralarının tüllendiği günler… Bu pazarın da diğerlerinden bir farkı yoktu. Üstelik odasının camını döven yağmurun sesi ve elindeki Türk kahvesinin rayihası, gerçekle hayalin arasındaki fluluğu biraz daha arttırmıştı. Oturduğu pencerenin kenarından kah dışarıyı gözlüyor, kah tv de geçip giden haberlere göz atıyordu.
Sipiker heyecanlı heyecanlı, Tunceli’nin bir köyünde halka dağıtılan tırlar dolusu beyaz eşyanın anonsunu yapıyordu. İnsanların gözlerindeki pırıltı görülmeye değerdi. Gerçi otomatik çamaşır makinası dağıtılan evlerin bir kısmının suyu yoktu(!!!?) ama olsun devlet halkını hatırlamıştı. Bu da yeterdi.
Dağıtılan eşyaların görüntüleri ekrandan bir bir geçerken gözü yerde duran elektrikli sobaya takıldı. Belki de içinde bulunduğu ruh haletinden olacak seneler öncesine gitti. Üniversiteyi okuduğu yıllardı. Bir arkadaşı ile paylaştığı derme çatma çatı katında, onun da böyle bir elektirikli sobası vardı; benzeri ama çok daha ilkeli. Topkapı’da bit pazarından almışlardı sobayı. İçerisinden üç adet rezistans geçen bir soba… Bir süre sonra bu rezistanslar zarar görüp üçten bire inmiş. O tek kalan rezistansın da teli kopunca, siprel şekilde olan teli biraz daha gerip sobanın bir uçundan diğer ucuna uzatarak tamir etmek zorunda kalmıştı. O tek telin verdiği ısıdan medet umarak, battaniyenin altına büzülüp, sobanın sarı sıcak ışığını seyrede seyrede uyuduğu günleri hatırladı. Kitap okuken battaniye’nin dışında kaldığı için tek elini battaniyenin altında ısıtıp, diğer eliyle kitabı tuttuğu günleri…
Gülümsedi. ‘Amma da arabesk yaptın dedi’ kendi kendine. Dedi ama artık geride de kalsa, uzak da olsa o günler onun bir parçasıydı. Sonra bir çamaşır makinası belirdi ekranda, spiker özelliklerini anlatıyordu. Yıllar önce, evlilik öncesi müstakbel eşi ile gittiğinde dükkan sahibinin anlattığı gibi. Öğreci iken tamam yıkanır ama evlenince de olmaz ki ille de bir tane almak lazımdı. Ama nasıl?
-Peşin alırsanız tüm eşyalar üç milyara olur.
-Peşin mi? Ne peşini ya? Biz bir tek havayı peşin alıyoruz. O da bedava. Sen kaça bölebilirsin onu söyle
- O zaman 20 takside kadar bölerim ama üç yerine beş milyar verirsiniz.
- Tabii seve seve…
Böylece ekranda beyaz eşyalar birer ikişer arz-ı endam ettikçe onun da kafasından herbiri ile ilgili hatıralar akıp gitti. En son ekranda bilgisayar göründü. Valilik belli ailelere bilgisayar veriyordu. Diğer eşyalara inat bilgiysarla ilgili hiç hatırası yoktu. Çünkü, terini, kanını, ömrünü vermesine rağmen henüz bir bilgisayar alabilecek yeterince akçeyi bir kenara koyamamıştı.
Maaşının yaklaşık üçte birini devlete vergi olarak veriyordu. Vermese de zaten devlet el koyuyordu. Üçte birini değil, yarısını da vermeye razı idi. Yeter ki kendi çektiklerini, kendinden çok daha ağır şartlarda çöplerden ekmek toplayarak hayatını sürdürenlerin çektiklerini, artık kimse yaşamasın. İyi de bu nasıl çelişkiydi. Ekmek bulamayan açlara inat dağıtılan bilgisayarlar…
Sonra konu ile ilgili değerlendirmeler belirdi ekranda. İktidardan, bağımsız milletvekilinden ve muhalefetten…Vali’nin açılışını yaptığı bir dükkandan satın alınan, nereye, niye ve hangi kriterlere göre dağıltıldığı belli olmayan eşyalar ve buna karşılık ‘Acaba bu yapılanlara yanlış desek o bölgeden oy kaybeder miyiz?’ endişesi ile yapılan korkak, samimiyesiz, titrek, gevşek muhalefet…
Haykırmak geldi içinden.
“Dinleyin!!! Ey bu billetin canını, namusunu, malını korumakla mükellef olan, büyük koltukların büyük popolu, geniş enseli sahipleri; Yaptığınız her iyi iş için, beli bükük ihtiyarların, ağzı süt kokan çocukların, kırağı vurmamış yeşil tomurcuklar gibi umutları olan gençlerin, ailesinin yükünü sırtında taşıyan anaların babaların, dualarını ve taktirlerini alacaksınız. Yaptığınız her adil olmayan, milletin malını siyasi ve ekonomik rant uğruna peşkeş çekmeye yönelik iş için ise bir gurup namussuzun şakşağına karşılık namuslu bir halkın, lanetine hedef olacaksınız. Tarihteki yerinizi iyi seçin! Yarın sizden nasıl bahsetmemizi istediğinizi, bugün seçin! Bugünkü seçiminiz yarınki sıfatınız olacaktır.
Tv’yi kapattı. Yağan yağmuru seyre daldı. Ve diline bir dua takıldı. Allah’ım şu yağan yağmurla yeryüzündeki pislikleri temizlediğin gibi, samimiyetsiz ve adil olmayan yönetenlerden de şu ülkeyi temizle…