Eşşeğin gölgesini yazmamakta kararlıydım. Niyetim derinlemesine hükümetin ortadoğu politikasını analiz etmekti lakin o kadar talep geldi ki, Dovos çıkışı ile ilgili bir değerlendirme yapmak farz oldu.
Davos’ta o akşam ne olduğunu tam olarak anlamak için, tüm paneli seyretmek gerekiyor.
Panel BM genel sekreteri Ban Ki Moon’un konuşması ile başladı. Suya, sabuna dokunmayayım, emeklime üç gün kaldı niye patronla papaz olayım formatında geçen bir konuşmaydı. İkinci dünya savaşı sonrası barışı korumak için kurulan kurumun düştüğü durum, ne acı…
Sonrasında Amr Musa söz aldı. Arap Birliği genel sekreteri Irak savaşından beri takip ediyorum kendisini. Kişisel olarak doğru, dürüst, düzgün bir adam olduğunu düşünüyorum. Ancak onun konumu da, Ban Ki Moon’dan farklı değil. Genel sekreterliğini yaptığı kurum, Arap diktatörlerinin suya sabuna dokunmadan iktidarlarını sürdürmelerine yardımcı olmayı kendisine hedef edinmiş bir kurum… Nitekim Amr Musa’nın konuşması da, bu kurumun ruh halini yansıtır şekildeydi. Ürkek ve günü kurtarmayı amaçlayan…
Sonrasında Erdoğan çıktı meydane… Erdoğan gerçekten güçlü bir konuşma yaptı. Konuşması Türkiye’nin Ortadoğu’da son altı yıldır izlediği politika ile paraleldi. Sözleri ile vücut dili ile, bu topraklarda benim sözüm geçer, Ortadoğu’nun büyük abisi benim havası veriyordu. Konuşmasını bitirdi ve o ana kadar alınan en büyük alkışı aldı. Erdoğanın ilk konuşmasından sonra Peres ‘bana ne, bana ne’ diyerek köşeye gidip ağlasa herhalde şaşırmazdım. Atlanmaması gereken diğer bir önemli nokta da, eğer Türkiye’nin yeni Ortadoğu politikasını merak ediliyorsa; üzerinde durulması gereken Erdoğanın ‘one minute, one minute’ diyerek yaptığı three minute’lik konuşması değil, bu ilk konuşmadır.
Neyse gelelim Peres’e, kurt politikacı… Ne kadar kurt olduğunu insanları katleden bir devletin, lideri olup Nobel barış ödülünü almasından anlayabiliriz. Şöyle somutlaştıralım bu Halepçe’de kürtleri katleden Saddam’a barış ödülü verilmesi gibi birşey:) Yahudiler’in bir özelliği var asla masadan kalkmıyorlar, savaşırken bile… Bir yandan sizin çocuk ve kadınlarınızı öldürürken, bir yandan barış için savaşıyoruz, hapını dünyaya yutturuyorlar. Hiç unutmam Bush da Sabra ve Şatilla katliamı sorumlusu Şaron’u barış adamı ilan etmişti.
Şaron konuşmasına hızlı girdi. Ortadoğu liderlerinden satın aldıklarının isimlerini bir çırpıda sayıverdi ve hepsine teşekkür etti. Bu teşekkürün iki farklı amacı vardı. Bu teşekkür ile hem, Arap liderlerini halklarının gözünde biraz daha alçaltarak, iktidarlarını zayıflatıp, daha titrek hale getiriyor; hem de ’bak bu topraklarda herkes böyle düşünüyor sana ne oluyor’ diye Erdoğanı yalnızlaştırıyordu.
İyi hatiplerin temel bir özelliği vardır. Eğer söyleyecek elle tutulur bir şeyleri yoksa işi hamasete vururlar. Dinleyenler yarım saat sonra hatibin anlattıklarından birşey hatırlamaz ancak konuşma sonrası coşkulu alkışlar ve adam haklı yahu derler. Bir çeşit ilizyon. Peres bunu yaptı. İyi de yaptı. Alkışı da aldı.
One minute… One Minute
İşte Türk Dışişlerinden bağımsız , başbakanımızın doğaçlama performansı burada başlıyor. Bazı yazarlar bu kısım için planlı diyorlar. Kesinlikle ama kesinlikle planlı değildi. Zaten biraz sonra anlatacaklarım da bu tezi kuvvetlendirecek. isterseniz an be, an olayı değerlendirelim.
Başbakan konuşmaya psikolojik bir tahlil yaparak başlıyor. ’Sesinizin yüksek çıkması suçluluk psikolojisinden kaynaklanıyor diyor’ kesinlikle çok etkili, şok edici bir başlangıç.
Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukaları nasıl öldürdüğünüzü nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum. (İsrail donanması 2006 yılında Gazze sahilinde piknik yapan Filistinlileri vurmuştu. Anne-baba ve ikisi bebek 5 çocukları ile birlikte ölmüştü. Ailenin 2 küçük kızı ile 40 kişi de yaralanmıştı. İsrail, Kassam fırlatmaya hazırlanan militanların bulunduğu kasabayı hedef aldıklarını, ancak ‘donanma topçu atışında hedefin şaştığını’ açıklamıştı.) Doğru söze ne hacet. Monşerler diplomaside bir devlet başkanına ’siz öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz’ denmez diyorlar. Bu şekilde somutlaştırarak söylerseniz, bal gibi denir. İsrail’e Kassamlardan çok daha fazla zarar verecek, etkili ve hedefe yönelik, bir söz…
“Ülkenizde başbakanlık yapmış iki kişinin bana önemli lafları vardır. “Tankların üzerinde filistine girdiğim zaman kendimi bir başka mutlu adlediyorum” diyen başbakanlarınız vardır.” Erdoğan’ın diplomasiden koptuğu nokta. Bu söylenenleri ispat edemez bu bir, ikincisi üslup diplomatik bir toplantıdan dedikodu muhabbetine kayıyor, üçüncüsü bir devlet başkanının belki de boş bulunarak kendisine söylediği kişel sözleri kamuoyuna ifşa ediyor ki zaman zaman Erdoğan bunu yapıyor. ”Bu zulmü alkışlayanları da kınıyorum.” Karşı cepheyi genişleten bir söz. Gerek yok ve yanlış. Hatırlanırsa Peres konuşmasına belli isimlere teşekkür edip, Erdoğanı yalnızlaştırarak başlamıştı. Bizim başbakan ise tam tersini yapıyor. Belki kendisine ve davasına yakın olup ta nezaketen Peres’i alkışlayanları da karşısına alıyor.
One minute artık dolmuştur. Moderatör başbakanı elle tacize başlar. Durum bu kertedeyken başbakan öncelikle Tevrat’tan öldürmeyeceksin alıntısını yapıyor ki doğru bir hamle, sonrasında Yahudi yazarlardan alıntılarla konuşmasını güçlendirmeye çalışıyor ki gereksiz ve o an için yanlış bir hareket. Söyledikleri zaten doğru ve güçlü… İki yahudinin İsrail ile ilgili söylediği sözlere ihtiyacı yok.
Sonunda moderatöre yükleniyor. Konuşma sürelerini söylüyor. Doğru ancak bu hareketi dikkatleri dağıtıyor, sinirlenmesinin sebebinin Peres’in pişkin tavrımı yoksa moderatörün tutumu mu olduğu anlaşılmıyor.
‘Davos benim için bitmiştir, bir daha yapsanız da gelmem’ deyip gidiyor. Davos benim için bitmiştir sözünden sonra gitmesi doğru ancak ’Davos benim için bitmiştir.’ demesi gereklimiydi, tartışılır. Çünkü bu sözü söylemeseydi, bir daha ki sene, Davos’un en çok ilgi çeken flaş isimlerinden olacaktı. Herkes onun ne söyleyeceğini merak edecek ve fikirleri çok daha büyük bir kitleye ulaşacaktı.
Toplantı Çıkışı
Canlı yayında TRT2 den izlemeye devam ediyoruz. Çıkışta Başbakan, gazetecilere İsrail’i hedef alan bir iki söz söylüyor ve Ermenistan heyeti ile görüşmeye giriyor. Bu arada spiker, Ahmet DAVUTOĞLU, Ali BABACAN ve Egemen BAĞIŞ’ın bir masa etrafında toplantı yapıp birşeyler yazdıklarını söylüyor. Nitekim başbakan Ermenistan ile belki de tarihlerinin en kısa diplomatik görüşmesini yaparak çıkıyor ve bu üçlünün kaleme aldığı notlar ile basın toplantısı yapıyor ve toplantı çok daha diplomatik bir üslupta geçiyor.
Davos Çıkışının Sonuçlar
1. Erdoğan Ortadağu’da(sadece Arap dünyası demiyorum) müthiş bir prestij kazanmıştır. Orta dönemde Arap diktatörleri koltuklarını kaybetmemek için, Erdoğan’ın koltuğu altına girmek zorunda kalacaklar.
2. Halkın oyu ile seçilmiş bir başbakanın, dayatmayla yönetimde olan diktatörlerle kıyaslandığında, ne kadar güçlü olabileceği bir kez daha anlaşılmıştır. Uzun dönemde Ortadoğu’da rejim değişiklikleri süpriz olmamalıdır.
3. İsrail ile ilişkilerde herhangi bir kötüleşme yaşanmayacaktır. İran gibi bir düşmanla uğraşırken İsrail, Türkiye ile karşı karşıya gelmeyi göze alamaz.
4. İsrail’in dokunulmaz denilen karizması, bizim başbakan tarafından çizilmiştir. Bu ilktir ama İsrail için bundan sonra tek olmayacaktır. Eğer Nisan sonunda ABD’de soykırım yasası geçmezse siz o zaman bakın şenliğe…
4. İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurma ihtimali ya da ABD’nin İran’a operasyon ihtimali yok denecek kadar azalmıştır.
5. Yolsuzluk iddaları ile oyunun %40′ın altına düştüğüne inandığım AKP %40′ı aşmakta zorlanmayacaktır. Mart ortasında bir çıkış, rekor getirir. Başbakanın ajandasını dikkatli takip etmek gerekiyor.
6. Ana muhalefet liderinin konu ile ilgili 2 gün sonra alçak sesle yapabildiği açıklama, muhalefetteki acziyetini birkez daha gözler önüne sermiştir. Kamuoyunu yönlendiren değil, millet neyi alkışlıyorsa o çerçevede konuşan bir lider!!! profili çizmiştir.
SON SONUÇ (Amma uzun oldu yavv!!)
Erdoğan’ın ‘ben diplomat değilim, monşerlerin dilinden anlamam’ sözü doğrudur. Bir yere kadar anlamak zorun da da değildir; ama arkasında kendisini toparlayacak adamların sağlam olması gerekir ki öyle olduklarını düşünüyorum. Eğer Türkiye DAVUTOĞLU’nun dediği gibi merkez ülke olayı düşünüyorsa bu demir leblebi tavrını sürdürmelidir.
Yüreğine sağlık başbakan…